Temmuz 29, 2008

Teddy Bearlar Çöpe!!




Küçüklüğümden bu yana bir çok masum ayıcığım oldu, hatta şu göbeklerinde türlü şekiller taşıyan ayıcıkların çizgi filmlerini unutmak ne mümkün. Lakin değişen dönüşen zamanlar, artık bizim küçük ayıcıklarıda çığrından çıkarmış. Hepsi birer koleksiyon harikası. İşte karşınızda "BAD TASTE BEARS" Gördüğünüz üzere Teddy Bear kavramı tarihe karışmış.

- Çocuğuma bunlardan alır mıydım acaba?


Temmuz 15, 2008

Warhol Beni Discoya Götür :)


Şöyle okkalı bir aradan sonra tam dişimin kabuğuna göre bir haber bulunca dayanamadım blog hanıma geri döndüm. Zira blog hanıma dönmeden önce kendime ve sevgilime 2 Londra bileti aldım. Sebebi ziyaretimiz, PEPE JEANS. Ehöm, bu jeans uyumamış,çalışmış çabalamış, benim de cazibeme dayanamayarak bir koleksiyon hazırlamış. "THE ANDY WARHOL COLLECTION BY PEPE JEANS" duyunca irkiliveriyor insan yahu. Bu ne estetik, bu ne güzel zamanlama diyor. Kendime son günlerde sapkınlık halinde araştırdığım bir damier LV valiz alarak, bu mağazayı yağmalamaya uçuyorum. (!!hayallerimde!!) Efendim, bu nadide koleksiyonu kendi içinde POP ve FACTORY olarak ikiye ayırmışlar, çok da iyi yapmışlar. POP koleksiyonumuzda Andy amcamızın pop-art çalışmaları ilham kaynağı olurken, FACTORY kısmında kendisi karşımıza çıkıyor. Söylemeye luzum varmı bilmem ama tabiki de koleksiyonun tümü 60'ları çağrıştırıyor, hatta bununla da yetinmiyor, gözümüzün içine içine sokuyor. Ayrıca çok daha güzeli, PEPE JEANS Portobello da ki mağazasının duvarlarını Andy'ciğimin factory duvarları gibi gümüş renge boyamış ve de vitrinine CAMPBELL konserve lerini dizmiş. Her bir parçada olmazsa olmaz Marilyn Monroe portreleri buram buram kokuyor. Eh ben daha ne diyeyim, haksız mıyım uçup kaçıp gitmekte, sorarım size?? Aradan sonra bu benim özel mi özel haberimdi, saygı gösteriniz lütfen :)

- hım, bazen düşünüyorum da, benim gibi ANDY WARHOL ve POP-ART delisi bir insanın dileklerinin gerçekleşmesinde neyin payı var acabaaaa??

Haziran 08, 2008

Rusya Devrimi'nden Kalanlar





1917'de Rusya'da devrim gerçekleştiğinde, günümüze böylesi sanatsal değerler taşıyan propaganda posterleri kalabileceğini kim bilebilirdi. İşte dadaizme,oluşum hareketlerine,sürrealist yaklaşımlara dahiyane örnekler. Şuradan zengin açıklamalari ile bulabilirsiniz.

Retrospective Starbucks

Bir kahve tutkunuyum. Evet, açıkça söylüyorum, bir günüm kahvesiz geçemez hale geldi. Kahvenin en hızlı ve en sevdiğim versiyonu tüm dünyada olduğu gibi Starbucks. Herhangi bir caféde kahve içmekten haz etmiyorum, hemen bulduğum en yakın Starbucks'a koşarak sıcak,soğuk,öyle yada böyle bir Mocha seçiyorum. Bu sefer de, retro ile kahve merakımı harmanladım ve gözümden kaçan bir habere takıldım. Bildiğimiz gibi Starbucks logosu yeşil üzerine uzun saçlı bir deniz kızı ifadesinden oluşuyor. Lakin çok uzun bir geçmişe sahip olan bu kurumun değişmiş gelişmiş logosu bizim aşikar olduğumuz. Nasıl anlatsam nereden bağlasam, bugün pek bir kabiliyetsizim açıkçası ama, söylemek istediğim ilk logosu kahverengi üzerinde göğüsleri ve göbeği ortalarda salınan, ikiz kuyruklu bir Yunan deniz kızı varmış. Zaman içerisinde kahverenginin her ne kadar kahveyi simgelediğine inanılsada, bir softluk arayışına girilmiş. Bir kahve üzerinde fazla nü duran bu denizkızı tepkilere maruz kalmış ve açıkta kalan göğüsleri ve göbeği uzayan saçlarıyla örtülmüş. Daha sonra, 1987'den itibaren yeşil rengin hakim olduğu, kuyruklarından eser kalmamış bir deniz kızına sahip olmuşlar. Neden mi eski logoyu uzun uzadıya yazıyorum? Çünkü, Starbucks 2006 yılında 35.yıl dönümü kutlaması olarak eski logolarını kullanarak bir süre dağıtım yapmış. (Ben nasıl kaçırdım hala bilmiyorum!) Şu sıralardada 8 hafta süresiyle tekrar eski logolarını gündeme getirmek, hatta reklamlara taşıma planları kuruyorlarmış. Bu da akıllara, retronun bir pazarlama aracı olarak tekrar tekrar kullanıldığını getiriyor. Design firmaları, Starbucks'ın içinde bulunduğu uygulamanın kendilerini geliştirdikleri sürece bir tehlikeye sahip olmadığını söyleselerde, bu retro hareket, Starbucks Yönetim Kurulu Başkanı Howard Schultz himayesi altındaki ilişkileri sıcak tutma, iyi dilekleri kendisinden uzaklaştırmama taktikleri olarak izleniyor. Çünkü, son yıllarda artan fiyatlar, makina yapımı sütler ve kötü harmanlar Starbucks'ın bu yoldan koşması gerektiğini, eski günleri yad etme ihtiyacını ortaya getiriyor. Son bir hatırlatma, neden kahve renk yerine yeşile geçildi diye sorarsanız, İtalyan bayrağından esinlenilerek, sıcak duyguları canlandırdığına inanılmış. Şimdi eski logonun dönüşünü, hevesle bekliyorum. Yaşasın pazarlama ruhu!

Haziran 02, 2008

Hey Bayan, Papyonunuz Nerede?


Yahu ben papyonlara bayılırım. Pek bir sevimlilik katarlar, o gergin kumaşlara. Veee.. sevgili March Jacobs, sevgili diyorum çünkü son zamanlarda ilginç atılımlar gerçekleştiriyor, 2008 bahar koleksiyonuna bol bol papyon eklemiş. Bence, kimseninde gözünü oymamış, farklılaştırmış, şık durmuş. Favorim bu görselde Moschino oldu. Bayanlar, sizce de çoktan klasik dışına taşmak, oralarda bi yerlerde hoplamak zıplamak zamanı gelmedi mi ?

- şu üstteki Channel çanta ve ayakkabılar uzun zamandır benim, arıyorum arıyorum açmıyor telefonlarını Nicky Hilton,lütfen iletir misiniz?

Retro+Daschund : Slinky Dog


Hayvan sever sıfatını taşıyor musunuz taşımıyor musunuz bilmiyorum ama ben hayvanları sevmeyeni kısa ve net sevmiyorum. Niye mi? Çünkü bana göre onlar dünyanın en masum bakan varlıkları. Her ne kadar bazı zamanlarda içgüdülerine yeniliyor olsalarda, insanlarla karşılaştırdığımda onlarla mutluyum. Bu sebeple, iki komik köpeğim var. Cinsleri çizgi filmlere,bir çok çizgi-romana ve hatta filme konu olmuş Daschund'ların. Bilirsiniz işte şu ince uzun, ayakları kısacık ve gövdesi yerlerde sürünen komik görüntü :) Onu en son Sex And The City'de bir sahnede koşa koşa yürürken gördüm. Eve gelince köpeklerimi daha da çok sevdim. Eh şimdi sen bize neden bunları okutturuyorsun derseniz, hayvan severlik dışında retro sever biride olunca eh işte bu eğlenceli oyuncakla karşılaştım. Gülmeye mecalim yoktu, lakin bu oyuncaktan evde iki tane olduğunu düşünce pek sevindim. Yoksa burayı alışveriş listesine çevirmemin son örneği olarak, bana bunuda alın diye tutturabilirdim. Buyrun, kendileri çektikçe uzuyor. Yanında da güzel retro örnekleri sergileyen takım arkadaşları, oyuncak setleri. Bakalım, büyükannelerimiz zamanında neler revaçtaymış kih kih..

Haziran 01, 2008

Cliché ?

Bir çok dilde şaşkınlığı ifade etmek adına, sükseli sözcükler seçilir ve bunlar dudaklarımızı kocaman açarak, cart bir ses tonuyla tekrarlanır. Artık nasıl bir heyecan sirkülasyonu söz konusuysa, etrafta her nedense bu durumu yadırgamaz, genellikle küçük bir gülücük ile geçiştirir. Şimdi aynı ses tonuyla, aynı cliché' yi tekrarlıyorum ve siz yalnızca gülüp geçiyorsunuz bu yazıya. İşte karşılaştığım en güzel dergi kapaklarından biri. Şu dekora, şu elbiseye, şu duruşa, şu kontrasta bakın. Chicago Fashion, nerelerdeydin?

Married to The Mob


Uzun zamandır karşıma bu derece sevdiğim bir sayfa çıkmamıştı. Married to The Mob, her türlü klasiklerin dışına taşmak isteyen insanların buluştuğu nokta gibi geldi bana. Kendileri Paris bazlı olup, "i XO paris" t-shirtleri çok ama çok tatlı. Kurcalamanızda fayda var, online sipariş verebilirsiniz.

- Adresimi veriyorum, ehöm, gönderebilmeniz için. :)

Département Féminin




Lokasyon Fransa, Toulouse. Şirin mi şirin bir dükkan. Tentesi tek bir harf bile olmayan bembeyaz bir bezden. Üstünden başından sadelik akan, mankenlerin süslediği zarif bir dekorla kaplı vitrin ve abartıdan uzak iç dizayn. Önünden geçerken, hızlı adımlı insanların gözlerine dokunmazken, romantiklere hitap eden bir yer. Département Féminin'den bahsediyoruz. En az dillerde dolaşan ve müthiş tasarımlı markaların yanyana durdukları bir butik-dükkan orası. İçinde adımlar atıyor olsaydım eminim ki küçük bir Fransız kızı olmanın gizli hazzını yaşardım. Gidilip, hissedilesi yerlerim arasına burnunu sokmuş oldu kendileri. Naif,kaşmir ve ipek kokan bu butik-dükkanın alt katında tam da hayallerimin sığınağı var. Bir ilham duvarı yaratmışlar ve bu duvara Vogue Paris, French Elle ve Jalouse gibi dergilerin hit olmuş sayılarını serpmişler. O kadar harika bir havası var ki, orada bulunupta bir Lanvin edinmeden çıkmak mümkün gibi durmuyor :)

Mayıs 29, 2008

Frida Floransa Formaggio



Şu Gucci'nin yeni kreatif direktörü benim sınırlarımı zorlamaya devam ediyor. Bambaşka biri ve farklı mottoları var. Okudukça, oturup bir kahve içesim geldi kendisiyle. Frida Giannini'den bahsediyorum, hani şu has italyan olandan. Floransa'da muhteşem bir evi var, 7000'den fazla plaktan oluşan rasgele yerleştirilmiş bir koleksiyonu hatta ve hatta içinden muhteşem kurt köpeğinin fırladığı dehşet bir gardırobu da bu evin içinde bir yerlerde.Kendisi daha önce son derece rahat giyinen Giannini, şimdilerde markasını ciddiyetle taşıyor. Seksi ve yakıcı tasarımlardan gözlerini ayırmıyor, o yarattıkça benim içim cız ediyor. Enteresan bir yanı ise, asla göbeğini dışarda bırakacak şeyler giymeyeceğine dair verdiği katı söz. "Beni asla öyle göremezsiniz" diyerek sert bir destek sağlıyor sözlerine. 36 yaşında, evli, ama etkileyici. Gardırobunda birbirinden şık ve siyah ağırlıklı koleksiyonlar bulunurken, asla etek giymediğini de ekliyor. Kendisinden emin ama gözleri gülüyor. Ben bu kadını neden buralara taşıdım, çünkü sevdim, çünkü hoşlandığım ve bugünlerde yaşayan nadir portrelerden biri oldu. Tanıyın, sevin, takip edin. Yoksa bana gücenir.

Sosyal Sorumluluk Çantada Keklik


Bir diğer "modada sosyal sorumluluk projesi" ise COACH 'tan geliyor. Nasıl mı ? Aslında oldukça basit, COACH kendisine belirli bir tasarımcı arayışına girmeden, dünyadan Jennifer Aniston, Hilary Swank, Hilary Duff gibi ünlüleri seçerken, Türkiye'den ise Dilek Hanif,Cemil İpekçi,Ece Sükan,Sezen Aksu, Derin Mermerci gibi isimleri bir araya getirmiş ve ellerine de COACH çantalarını tutuşturmuş. Amaç, hepsinin kendi tasarımını yaratması. Oldukça tanıdık gelen bu kampanya, yoğun ilgi bulmuş. Bu birbirinden farklı çantaların değeri sabit olarak 2.500 ytl olarak belirlenmiş. Hım hım hım.. Sezen Aksu'nun tasarımına talibim, eğer sizinde aklınızda bir ünlü varsa, ah keşke bir gün bir çanta tasarlasa da ben alsam diyorsanız, işte bugün o gün. İstinye Park İstanbul'a 1 haziran'a kadar koşun. Geçmi kaldınız ??

Top Stick


Antikaya, geçmişe saygı bazında ilgi duysamda, pek dantel ve gül gibi desenlerle aram yoktur. Belki siz beğeni duyuyor olabilirsiz diye, birileri notebook üzerine yapıştırılan şu son zamanların design çalışmalarından esinlenerek koleksiyonlar hazırlamış. Kolayca sipariş edilerek, yaklaşık 9 ay kullanılabiliyor. Kendi tasarımlarınızı sipariş edebilmeniz de mümkünmüş. Bakın bakalım.

One for One




Ayakkabı demişken, en anlamlı ve en yararlı ayakkabı seçilmiş. Çok sevilen TOMS SHOES, Blake Mycoskie'nin imzası ile farklı bir projede dikkatleri üzerine topluyor. Dünyada yüzbinlerce ayakkabısız çocuğun fakirliğinden etkilenerek tasarlanan yeni ayakkabıların en vurucu özelliği ise, bir çift satın aldığınızda, aynı çiftin Afrika veya Arjantin'de yaşayan fakir ve ayakkabısız bir çocuğa da hediye ediliyor olması. Benim içimden geçti durdu haberi okuduktan sonra, hem modeller de tamamen unisex görünüyor, rengarenk olmaları da cabası. V2k Designers, Vakkorama ve Vakkorama H2O'lardan rahatlıkla satın alabilir, içinize su serpebilirsiniz.

Tekerlek Ayakkabıyla Dolarsa


Biraz da küçük haberlerle devam edelim. Bazı insanların, kaçınılmaz bir şekilde ayak ve ayakkabı takıntısı vardır. Nerede bir ayakkabı görse, önüne arkasına bakmadan sırf o cart rengi yüzünden alır. Sonra o zavallı cart renkli, ne idüğü belirsiz ayakkabı, dolabın bir köşesinde aylarca bakar durur, hangi elbiseye uysam da sokaklara çıksam diyerek. İşte böyle bir çaresiz ayakkabılar topluluğu birikir durur. Artık onları bir araya getirmenin çok sevimli bir yolu bulunmuş. Köklü bir hayvan sever olan ben tabiki de bir hamster bisikletine benzetmiş olsam da, kimileri bir vantilatör olarak değerlendirebilirler. Bu nedir, sade bir tekerlek. Çevirin, ayakkabınızı seçin. Çok tatlı renkleri var, oldukça dekoratif, yer kaplama sorununu hop diye ortadan kaldırıyor. Haydi bakalım seçin, bugün Shoe Wheel hangi ayakkabıyı öneriyor. 65$ civarındaki bu tekerleği ben evimde istiyorum :)

Mayıs 25, 2008

Vogue Yine Siyahlara Büründü





Açıkça bilinirki, moda ve dergicilik sektöründe farklı etnik gruplara sahip olan modelleri görmek zordur, özellikle de siyah ırka mensup olanları. Tahmin etmek zor değil, birbirlerini hiç sevememiş olmaları her konuya şıp diyor damlıyor.
Uzun bir dönemdir bu tartışmalar alıp başını gidiyordu, zira daha öncede Vogue Amerika'nın bir kapağı hakkında anket bile yapmıştık. (Giselle ve LeBron vakası) Etrafımıza bir bakıyoruz, eh ben Louis Vuitton ve Naomi Campbell ilişkisinden başka baskın bir örnek billboardlarda,dergi kapaklarında ve moda sahnelerinde görmekte zorlanıyorum. Herhangi bir catwalkta siyahi model gördüğümda "AA, OO" gibi tepkilerle donanıyorum. ,
Durum böyleyken, model ajanslarının da ortak bir fikri varmış, onlara göre siyahi modeller insanları o ürünü almaya teşvik etmiyorlar, bu yüzdende tercih edilmiyorlarmış. Buram buram ırkçılık koksada, bunu göz ardı ederek uzun yıllardır yollarına devam ediyorlar üstelik. Şahsen,bizzat ben, o vücuda sahip bir siyahi manken gördüğümde etkileniyorum. Hayal edin beyaz bir elbise, süt ve peynir karışımı bir Rus'a mı yakışırdı, yoksa bitter bir çikolata olan Afrikalı Amerikalı'ya mı? Bunun cevabı ortada ve yalnız değilim ünlü İngiliz fotoğraf sanatçısı Nick Knight da benimle aynı fikirde.
Knight reklamlarda çok az sayıda siyahi model görüldüğünü, ve bu ırkçılığın moda ve reklam endüstrisinin başındaki insanlar yüzünden kaynaklandığını üstüne basarak açıklıyor, üstelik farklı etnik kökendeki mankenleri desteklemenin önemini altını çizerek vurguluyor. O kadar güzel fotoğrafların yaratıcısı olan bu adamı alkışlıyorum elbette.
İşte böyle çekişmeli bir ortamda son olarak Vogue İtalya bir atılımda bulundu ve herkesi fazlasıyla şaşırttı.(Ben şaşırmadım- Vogue dikkat çekmeyi sever çünkü) Steven Meisel objektifinden neredeyse sadece siyahi mankenlerin yer alacağı Temmuz sayısı, baş editör Franca Sozzani tarafından güçle destekleniyor. Sozzani, çevresinde fazla sayıda farklı etnik kökenlerde bulunan çok güzel modeller gördüğünü ve çok az değerlendirikleri için üzüldüğünü ama İtalyada bazı kesimler tarafından tepki alabileceğininde farkında olduğunu The Independent Sunday'e açıklamış. Kim bunlar derseniz, örneğin yabancı düşmanlığı ile bilinen Silvio Berlusconi garip ama bu konuda umursamaz bir tavır takınmış, bunun çok iyi bir fikir olmasada, kendi sorunları olmadığını söylemiş. Sanki daha mühim işlerimiz var bizim haleti ruhiyesine bürünmüş anlaşılan.
Moda ve dergi sektöründe ise işler farklı, şimdilik bir çok kesim bu gelişmeden mutlu, önemli bir atılım olarak değerlendiriyorlar. Daha önce saçsız başıyla ünlü siyahi mankenlerden birini ELLE kapanlarında da görmüştük ama Vogue sayfalarını buna adadığı için dikkatleri üzerinde topluyor. Eh, madem öyle, Vogue İyiki Varsın. Artık tüm dünya anlasın :)

Vogue Yine Siyahlara Büründü


032c'den Sonra Mieré Arch+ 'a Ellerini Sürdü


Şuan,hemen,az önce birbirine sıkıca bağlı iki şişko haber yapmaya karar verdim. Neden şişko dediğimin bir önemi yok, okudukça bana pek bir iri, pek bir önemli geldiler.
Bunlardan birincisi ve ilk olarak gerçekleşeni 032c. Bu size hiçbirşey ifade etmemiş de olabilir, çok şey söylemişte. 032c workshopları, dergisi ve müze sergileri olan , hareket bazında gerçekleşen, Berlin asıllı bir isim. Sanat düzenlemesini Mike Meiré elinde tutuyor. Benim üzerinde durduğum doğal olarak çıkardıkları dergi. Kendileri yılda iki kez yayımlanarak sanat,moda ve politikayla kesişen bir popüler kültür dergisi. Eskide yeniyi, yenide eskiyi bulmalarından yola çıkarak İ-D dergisi onları " fikirlerin kutlaması" olarak değerlendirirken, Fransız Vogue "revue ultra-pointue" diye tanımlıyor. 032c dergisi yalnızca seçilen kitapçılara ve moda butiklerine gönderiliyor. Aynı zamanda dergi London Design Museum, Colette (Paris), GAS (Tokyo), The Pineal Eye(İngiltere) ve 3'üncü Berlin Biennial'inde gösterime sunulmuş.
İkinci haberimiz yine Mike Meiré ellerinden çıkmış bir dergi; "Arch+". Meiré dergiyi tekrar tasarım aşamasına sokmuş ve bakalım ortaya neler çıkmış. Sayfaları gezip, Mike Meiré tarzının sindiği, bol beğeni toplayan dergi sütunlarına rastlamak için sizi buraya alalım. Ben derginin sayfalarını hissetmek, zira bol yazılı olmasıyla içimi kamaştıran bu dergiyi sabaha kadar okumak istedim. Biliyorum, aramızda farklı bir bağ oluşmuş gibi duruyor ama süper görseller var, benim suçum yok.


En Bitkisel Detoks Günleri


Evet mevsim güzel, şöyle sahil kentlerine yelken açıp detokslu günlerin vakti. İçimizden birileri ya uyanamıyor, ya başı sürekli ağrıyor, yada bazılarımız hapşırıklar prensi oluyor, alerjiden gözleri yaşlarla doluyor. Ve genel olarak hepimiz bu dünyada nefes alamaz hale geliyoruz. İşte böyle bol toksinli bir dünyada, bitkiler bizim için bir seferberlikte bulunmuş. Toksin demişken, yoğun miktarda olduklarında bizi öldürebilecek, az miktarda olduklarında ise önemli hasarlara yol açabilecek kadar cani olduklarını hatırlatmakta yarar var. Bitki dostlarımız, günlük hayatta bizi toksinlere hangi materyellerin daha çok ittiğini saptamış ve kendi içlerinde bir savunma mekanizması kurmuşlar. Örneğin bana soracak olursanız, ev temizlik malzemeleri beni mahvediyor. Burnumun orta yerine derin bir acı saplanıyor, gözlerimi açamıyorum. Kimileri ise halı ve o dokuda olan türlere karşı hapşırık tıksırık krizlerine giriyor. Çoğumuzun ise tütün ürünlerinin etkisine maruz kaldığı su götürmez bir gerçek. Benim çaremi Kasımpatı halledebileceğini söylüyor. Halılara karşı bir ev bitkisi olan ve Şeytan Sarmaşığı olarak bilinen bitki göğüs geriyor. Tütün ürünlerine çare ise Orman Sarmaşığı. Hepsine teşekkürlerimi gönderiyorum :)

Mayıs 22, 2008

Twisted Itch: Eye Candy for your Walls


Uzun bir dönemdir mühim bir tahribat içindeyim,yetişemiyorum sağıma soluma. Uykusuz bir günümdeyim ama gözlerim hop diye açıldı onları görünce. Bayıldım, üsluplarına ve kendilerine. Çok kurcalamaya vaktim olmasa da, anladığım kadarıyla çeşitli sanatçıların yorumlarına yer veriyorlar.Mesala Tom Kennedy oldukça ilgimi çekti. Duvarlarınıza renk ve sanat katıyorlar. Bir "Hairsprey" im, bir "Kazaam!" ım olsun ister miydim? Hemde nasıl!!!


- bu bir mesaj içermiyor, lütfen.

Mayıs 15, 2008

print




100.000 tirajının altında dolanan bir dergi olarak, PRINT "The National Magazine Award for General Excellence" ödülünü evine götürdü. "The Ellie Award" adını "elephant"dan alırken, heykelciğide bir fil şeklinde. Alexander Calder tarafından tasarlanmış. Bu ödül PRINT dergisinin 10. adaylığı ve 4. kazanışı. Mutlulukları sayfalarına sinerken, kendileri iyi görünmenin yeterli olmadığını, çoğu derginin burnunu sokamadığı konulara hassas bir merak çerçevesinde yanaşarak bütün konularda geniş bir bilgi sunmanın, popüler kültür, tasarım ve hatta gerektiğinde politikayı da konuşabilir olmalarının meyvelerini topladıklarını altını çizerek belirtiyorlar. Kendileri America's Graphic Design Magazine olmalarına rağmen güzel bir kültür havuzu.

-neden 10 gün aradan sonra böyle bir haberle geldiğim ortada, dergi kurcalamakla görevlendirildim :)